Blog

Evlilikte Aynı Evi Paylaşıp Farklı Dünyalarda Yaşamak

Birlikte yaşamak her zaman “birlikte olmak” anlamına gelmez.
Aynı sofrada oturur, aynı evde uyursunuz…
Ama iç dünyalarınız birbirine yabancılaşmıştır.
Kelimeler azalır, sessizlik büyür.
Birlikteliğin yerini, görünmeyen bir mesafe alır.
İşte bu durum, birçok evlilikte fark edilmeden başlayan duygusal kopuşun ilk işaretidir.


Görünürde Birlikte, Gerçekte Yalnız

Evlilikte “farklı dünyalarda yaşamak”, duygusal temasın azaldığı ama fiziksel birlikteliğin sürdüğü bir ilişkisel durumdur.
Taraflar birbirine yabancılaşmıştır ama bunu çoğu zaman fark etmezler.
Çünkü dışarıdan bakıldığında her şey “normal” görünür:
Ev işleri yürür, çocuklar okula gider, tatillere çıkılır…
Ama duygusal derinlik, yerini rutin bir alışkanlığa bırakmıştır.

Kohut’un tanımıyla söylersek, çiftler arasındaki “self–nesne deneyimi” kesintiye uğramıştır; yani artık birbirleri için aynalama, idealleştirme ve ikizlik işlevleri çalışmaz hale gelmiştir.
Bu da kişiyi yalnızlaştırır ve ilişkide “duygusal izolasyon” ortaya çıkar.


Neden Farklı Dünyalara Savruluyoruz?

Birlikte yaşarken uzaklaşmanın birkaç temel nedeni vardır:

  • Yoğun yaşam temposu: Duygusal paylaşımın yerini, görev odaklı bir yaşam alır.
  • Çözülmemiş geçmiş çatışmalar: Her tartışmada aynı konuların tekrar etmesi, ilişkiyi yorar.
  • İletişim eksikliği: Konuşmalar bilgi alışverişine indirgenir; duygular konuşulmaz.
  • İçsel yalnızlık: Partnerin varlığı değil, duygusal yokluğu hissedilir.
  • Benliğin kaybı: “Biz” olmak uğruna “ben”i yitirmek, zamanla içsel öfke yaratır.

Psikodinamik açıdan bu durum, bağlanma kırıkları ve yansıtmalı özdeşim süreçleriyle ilişkilidir.
Kişi, farkında olmadan kendi içsel reddedilmiş parçalarını partnerine yansıtır.
Ve sonunda “ben senin gibi biriyle yaşayamam” derken, aslında “ben kendi içimdeki bu yönlerle yaşayamıyorum” demektedir.


Evlilikte Duygusal Temas Nasıl Kaybolur?

Duygusal temas bir anda değil, yavaş yavaş kaybolur.
Bir gün küçük bir tartışmada “konuşmayı sonra yaparız” dersiniz…
Sonra bir bakarsınız, hiçbir şeyi konuşamaz hale gelmişsiniz.

Zamanla şunlar olur:

  • Partnerin iç dünyasına karşı merak kaybolur.
  • Duygusal olarak paylaşım azalır.
  • Fiziksel temas rutinleşir ya da biter.
  • Herkes kendi “mikro dünyasında” yaşamaya başlar: biri işinde, diğeri çocuklarda ya da sosyal medyada.

Bu süreç, ilişkide duygusal yoksunluk yaratır.
Ve çoğu zaman taraflardan biri “neden bu kadar uzlaştık?” diye sormaya başladığında, diğerinin çoktan içsel olarak uzaklaştığını fark eder.


Yakınlığı Yeniden Kurmak Mümkün mü?

Evet, mümkün. Ama bunun için önce duygusal uzaklığın fark edilmesi gerekir.
Partnerinizi değiştirmeye çalışmadan önce, kendi duygusal katkınızı fark etmek önemlidir.

İlk adımlar şunlar olabilir:

  • Rutin konuşmaları bırakın, iç dünyanızı paylaşın.
    Gününüzü değil, duygunuzu anlatın.
  • Dinlemeyi yeniden öğrenin.
    Savunmadan, yargılamadan dinlemek ilişkide temasın kapısını açar.
  • Zaman yaratın.
    Birlikte geçirilen süre değil, duygusal niteliği önemlidir.
  • Terapötik destek alın.
    Aile ve çift terapisi, ilişkideki görünmeyen dinamikleri fark etmeye ve yeniden bağ kurmaya yardımcı olur.

Birlikte yaşamak değil, birlikte var olmak önemlidir.

Eğer evliliğinizde “aynı evde ama ayrı dünyalarda” yaşadığınızı hissediyorsanız, bu durum geç kalınmış bir bitiş değil, farkındalık için bir başlangıç olabilir.

📞 Profesyonel destek için randevu alın:
Fatma Bostan Psikoloji – Aile ve Çift Danışmanlığı
📍 Üsküdar, İstanbul
📞 0542 271 17 87

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir